Reklamı Geç

Türkçe’nin Şekspir’i Ali Şir Nevâi

Türkçe ve Osmanlıca tartışmaları devam ederken Ali Şir Nevâî'nin gündeme gelmemesi üzücü olsa da, henüz geç kalınmadığını söyleyebiliriz. Halen milyonlarca müslümanın kullandığı bu lisan ve lehçelere karşı yabancılaşmış olmamız elbette sadece bizlerin kabahati değil...

Türkçe’nin Şekspir’i Ali Şir Nevâi
Türkçe’nin Şekspir’i Ali Şir Nevâi Haber Merkezi
Bu içerik 636 kez okundu.

Türkçe’nin güzel kullanılmadığından sürekli şikâyet ederiz. Gerçekten de eskiye mukayeseyle Türkçemiz dil ve üslup açısından çok geride kaldı ya da bırakıldı. Son yıllarda “Milli Kültür”e dair bazı iddialı açıklamaları duyuyoruz. Osmanlıca dil kursları arttı. Hatta bir ara zorunlu ders tartışması gündeme geldi. Ama unutuldu. Şu anda hatırlayan yok.

Çevremize baktığımızda etrafımızı Osmanlıca “cafe” isimleri ve “tatil köyleri”nin kapladığını gözlemliyoruz. Herhalde “Osmanlı” mirasını anlama noktasında sıkıntı yaşıyoruz çünkü Türkçe’nin yeniden gelişimi için Osmanlıca’yı doğru yorumlamak şart. Şu ana kadar sadece “cafe ve nargile” yerlerini Osmanlıca yorumlama noktasında bir aşama kaydettik. Bunun dışında Türkçe ve Osmanlıca’ya dair bir adım olmadı.

Bu yazıda kısa da olsa mühim bir şair, mütefekkir ve devlet adamı olan Ali Şir Nevâi’yi tanıtmaya çalışacağız. 15. yüzyılda yaşayan Ali Şir Nevâi, Türkçe’yi İslam tarihi ve edebiyatı ile mecz eden bir âlimdir ki bugün dahi Özbekistan’da çocuklar okullarda kendisinin şiirlerini ezberler. Nitekim bir Özbek arkadaşım, “siz burada Tolstoy, Dostoyevski ve Şekspir’i okuyorsunuz ama Ali Şir Nevâi’yi neden bilmiyorsunuz” diye sorup şaşkınlığını ifade etmişti.

Semerkand’da geçirdiği zaman, Nevâi’nin fikri hayatını şekillendirmişti

Ali Şir Nevâî, 9 Şubat 1441 tarihinde Herat’ta doğdu. Herat şehri de, Mevlâna Celaleddin Rumi’nin doğduğu Belh şehri gibi, bugün Afganistan sınırları içinde kalmaktadır. Ali Şir Nevâi’nin babası aslen bir Uygur Türk'ü olup Timur Devleti zamanında saray görevlisidir. Diğer akrabalarının da Timur zamanı sarayda görev yaptıkları rivayet edilir ve Ali Şir Nevâi küçüklüğünde, daha sonra sultan olacak Hüseyin Baykara ile beraber yetişmiştir.

Nevâi’nin fikri hayatında kendisi etkileyen en önemli kitaplardan biri Feridüddin Attar'ın "Mantıku't-Tayr" adlı eseridir. Onu tesir altında bırakan bir başka isim ise önemli mutasavvıflardan Abdurrahman Câmî olmuştur. Abdurrahman Câmî ile tanışıp sohbetinde bulunan Ali Şir Nevâi’nin zamanla Nakşibendiliğe meylettiği söylenir. Herat’ta yaşadığı siyasi sıkıntılar sebebiyle dönemin ilmi merkezi Semerkand'a gitmek zorunda kalan Nevâi, oradan TaşkentBuharaFergan gibi merkezlerden gelen âlimlerle görüşme fırsatı bulur. Semerkand’da geçirdiği zaman Nevâi’nin fikri hayatını şekillendirmiştir. Hüseyin Baykara’nın sultan olması ve Herat’a yerleşmesi üzerine Herat’a dönen Nevâi devlet görevi üstlenir.

Türkçe’nin Farsça karşısında tercih edilmemesi

Ali Şir Nevâi, Türkçe'de “hamse” yazan ilk mütefekkir olmuştur. Aslında bu usulü daha önce kullanan şairlerden belki en mühimi Hüsrev Dehlevî’nin de aslen Türk olduğu rivayet edilmektedir. Dıhlevî’ye atfedilen ifadeye göre o da kendini Hindistan’da yaşayan bir Türk olarak niteler: "Türkiyi Hindustânem, hindeviy goyem çü ab"

Nevâi de Dehlevî için şöyle yazmıştır: ul Türki hindu lakab, Ki söz birle aldı Acem tâ Arab diyerek

Ali Şir Nevâi’nin en ciddi kaygısı Türkçe’nin Fars edebiyatı karşısında tercih edilmemesi olmuştur. Türklerin çoğunluğu dahi Farsça yazar bir halde iken, Türkçe konuşan ancak Farsça bilmeyen insanların yazılan eserleri anlamaları olanaksız hale gelmiştir. Bu esnada Timurluların ve özellikle Hüseyin Baykara’nın Türkçe’yi yaygınlaştırma gayreti de göz ardı edilmemelidir. Herat şehrinde Türkçe yazan şair ve ediplerin sayısı artmış, bunun için devlet tarafından kendilerine ödüller verilmiştir. Ali Şir Nevâi’ye göre de Türkçe en az Farsça kadar zengin ve derinlikli bir dil olduğu halde yeterince kullanılmamıştır. Bunun değerlendirilmesi için Türkçe divan ve mesnevilerin yazılıyor olması gerekmektedir. Türkçe kaleme aldığı "Leyla ve Mecnun"da şöyle der: “Men Türkçe başlaban rivayet Qıldım bu fesâneni hikâyet. / Kim, şuhreti çün cahânga tolgay, Türk eliğe dağı behre bolgayNev çünki bükün cahânda etrâk, Köptür huştab'u safı idrâk.”

Herat şehrinin İstanbul veya Konya’ya bu kadar yakın olduğunu bilmiyorduk

Ali Şir Nevâi, gerek Türk dilinin kullanım özellikleri gerekse de Türkçe ile Farsça’nın birbiriyle harmanlanması açısından günümüz özelinde büyük anlam taşıyor. Buna ek olarak çok zengin bir tasavvuf kültürünü özümseyip okuyucusuna sunan bir külliyat söz konusu.

Türkçe ve Osmanlıca tartışmaları devam ederken kendisinin gündeme gelmemesi üzücü olsa da, henüz geç kalınmadığını söyleyebiliriz. Halen milyonlarca Müslüman’ın kullandığı bu lisan ve lehçelere karşı yabancılaşmış olmamız elbette sadece bizlerin kabahati değil. Herat şehrinin İstanbul veya Konya’ya bu kadar yakın olduğunu bilmiyorduk. Ancak günümüz imkân ve fırsatları göz önüne alındığında özellikle Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıkları tarafından doğru adımların atılması geleceğimizin zihin dünyasını şekillendirmek açısından hayati önem taşıyor.

Not: Ali Şir Nevai için detaylı bilgi edinmek isteyenler, "Mekârimü'l-Ahlâk" ve kendisinin kaleme aldığı “Muhakemetu’l-Lugateyn”e bakabilirler.

ali şir nevai
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
‘Necip Fazıl için büyük adam tabiri bile az gelir’
‘Necip Fazıl için büyük adam tabiri bile az gelir’
Kudüs'teki yüzyıllık hesap
Kudüs'teki yüzyıllık hesap