Reklamı Geç

İskilipli Atıf Efendi

Ömrünü rızayı ilahi dairesinde yaşayan müderris İskilipli Atıf Hoca, inandığı davadan bir an bile geri durmamıştır. Osmanlı’yı parçalamak isteyen Batılı Terör Örgütü (BTÖ) ve Türkiye’deki avanelerinin baskısına boyun eğmemiş ve avazı çıktığı kadar Hakk’ı, hakikati savunmuştur.

İskilipli Atıf Efendi
İskilipli Atıf Efendi Haber Merkezi
Bu içerik 476 kez okundu.

1874 yılında Çorum İskilip ilçesinin Tophane Köyünde dünyaya geldi.

Altı aylık iken yetim kaldı.

Daha sonra dedesi Hasan Kethüda’nın himayesine alındı.

İlk eğitimini köyünde alan Atıf Hoca daha sonra iki yıl da eğitimini İskilip ilçesinde yaptı.

Anadolu'da vatanı müdafa için harekete geçen millete karşı fetva hazırlayan İngilizlerin karşısında duran dava adamı Atıf Hoca, iftiraya uğradı ve sürgün edildi.

Daha sonra da 1925'te çıkan şapka kanununa muhalif olduğu bahanesiyle İstiklal Mahkemeleri tarafından idama mahkum edilmiştir ve Hakk'a yürüdü. Allah'tan (c.c), İskilip Atıf Hoca'ya ve millete zulüm eden şeytanın uşaklarından hesabını sormasını niyaz ediyoruz.

Memleketin her köşesini saran küffara karşı duran Osmanlı'nın son müderrislerinden İskilipli Atıf Hoca, zalimler tarafından idama mahkum edildiği 4 Şubat 1926 Perşembe sabahı şehadet şerbetini içmiştir. Geçtiğimiz günlerde Hakk'a yürüyüşünün 88'inci yıldönümünü nedeniyle Atıf Hoca, Türkiye'nin her yerinde dualarla yad edildi. 

Şeytanın uşakları

Hakikat güneş gibidir, saklamakla, üstünü örtmekle, değiştirmekle ışığını söndüremezsin. Er ya da geç ortaya çıkar. Nitekim, Müslüman Türk milletinin mayasıyla oynamak için her türlü şeytani işe kalkışan Batı Terör Örgütü (BTÖ) ve avaneleri, çıkardıkları kanunları halka dayatmak için, hakikati avazı çıktığı kadar haykıran ve karşılarında dağ gibi duran dava adamlarını türlü hilelerle ya sürgün etmişler ya da idam sehbasına çıkarmışlardır. Milletin göğsünden imanı, elinden Kur'an-ı ve dilinden duayı söküp almak için her türlü zulmü reva gören bu avaneler, bir dönem kurdukları İstiklal Mahkemelerinde şeytanın uşaklığını yapmışlardır. Bu şer mahkemelerinde haksızlığa uğrayan dava adamlarından biri de İskilipli Atıf Hoca'dır. Önce İngilizlerle işbirliği yapıyor iftirasıyla sürgüne yolladılar Atıf Hoca'yı daha sonra da idama mahkum ettiler.

4 Şubat 1926 Perşembe sabahı Hakk'a yürüyen Atıf Hoca'ya atılan her iftira gün yüzüne çıktı. Yaptıklarını meşru göstermek için tarihi değiştirme gafletinde bulunan avanelerin her yaptığı tek tek ortaya çıkıyor. Allah (c.c) bu milleti ve evladlarını, bu zalimlerden korusun inşaallah. 

Kabri,  Hakk'a yürüyüşünden 82 yıl sonra bulundu

Atıf Hoca'nın kabrinin bulunarak Çorum İskilip'e getirilmesini sağlayan eski milletvekili Mehmet Sılay, Atıf Hoca'nın mezarını 6-7 yıl boyunca 15 kişiyle aradıklarını, 2008 yılında Ankara'da bulup İskilip'e taşıdıklarını söyledi.

Atıf Hoca'nın naaşının bulunması ve nakledilmesini bir süre gizlediklerini anlatan Sılay, "82. vefat yılında DNA testi yapılmış olarak buraya geldiğimizde dönemin belediye başkanı Orhan Öztürk elimizden tuttu. Gülbaba Mezarlığı'nda bir trafonun arkasına getirip, defnettik. Çünkü hala bir çekincemiz vardı. Naaşının bulunması ve nakledilmesi sırasında yapılan tüm işlemler deşifre olmamıştı. 82 sene sonra cenaze namazını belediye başkanımız, torunu ve iki belediye işçisi kardeşimizle 4 kişiyle kılabildik. Bugünleri bizleri gösteren Allah'a hamd olsun. Allah rahmet eylesin." ifadelerini kullandı.

İmanı, vatanı, bayrağı ve milleti uğruna Hakk davasından dönmeyen Atıf Hoca'nın İstiklal Mahkemesi'nden atılan iftaranın hikâyesi

4 Şubat 1926 Perşembe, sabahın ilk saatleri, yer eski meclis binası yakınlarındaki Karaoğlan Çarşısı. Vakur bir şekilde, dilinde dualarla idam sehpasına gelen Atıf efendi, kelime-i şehadetle, bu dünya defterinin kapısını kapıyor ve "yevme tüble's serair" (bütün sırların açığa çıkacağı gün) olarak Kur'an'da bildirilen dar-ı ahiretin özel bir bekleme salonu olan şehadet kapısını çalıyordu. O gece, rüyasına girdiği hanımına "Ben artık gidiyorum. Sakın ağlamayın. Yalnız bana yedi Yasin okuyun" diyordu.
Hiç şüphesiz Atıf Hocanın yargılama süreci skandallar zinciriyle doluydu .İlk skandal, İskilipli Atıf Hoca'nın Şapka Kanunu'nun çıkmasından 1,5 yıl kadar önce bastırdığı kitapçıktan yargılanıp idama mahkûm edilmiş olmasıydı. İkinci skandal ise bir gün önce Savcı Necip Ali'nin 3-15 yıl ağır hapis cezası istediği İskilipli Atıf Hoca'yı, mahkeme başkanının, son anda idama mahkûm etmiş olmasıydı. Böylece hem bir kanunun geçmişe doğru işletilmesi gibi temel bir hukuk kuralının ihlali, hem de savcının talebinden derece değil, mahiyet itibarıyla "farklı" bir ceza verierek hukuk da katledilmişti.

Son anlarında kurbanının yanında bulunmayı adet edinmiş bulunan İstiklal Mahkemesi üyesi Kılıç Ali'nin ilk işi, Atıf Hoca'nın idamının hemen ardından sarığını çıkarttırmak olmuştu. Bununla da yetinmeyen Klıç Ali, son nefesini veren İslam alimine darağacındayken elindeki şapkayı giydirmişti. Hafız Cevdet Soydanses ve Dr. Rıza Nur bu durumu şöyle anlatıyor: "İskilipli Hocanın asılmasında tam boynuna ilmek geçirilirken, Kılıç Ali de sarığı alıp başına bir şapka geçirmiş. ...Ve küfürler etmiş. Zavallı bu şekilde saatlerce teşhir edilmiş."

Beklediği rüyayı görüyor

Necip Fazıl Kısakürek "Son Devrin Din Mazlumları" adlı eserinde özetle şunları yazmıştı: Mahkeme Reisi maznunlara hitap etti: Yarın müdafalarınızı hazırlayınız! Maznunlar, mıhlı hapishaneyi boyladılar. Yatsı namazından sonra Atıf Hoca yatağına oturdu ve müdafaasını yazmaya başladı. Bir aralık, günlerdir uykusuz, sabahlara kadar namaz ve niyazla vakit geçiren Atıf Hoca hafifçe daldı. Giyimli olduğu halde, başı taş duvarda, ellerinde yarım kalmış müdafaası, gözleri yumulu, kendinden geçti. Arkadaşı Tahir-ül-Mevlevî bu manzaraya bakarak mırıldandı: Zavallı âlim ve fazıl, büyük bir adam! Bu muydu ilim ve faziletinin mükâfatı? Atıf Hoca'nın uykusu uzun sürmüyor.. Yüzünde derin ve ince bir tebessüm.. Ne o hocam çabuk uyanıverdin? Atıf Hoca sakin: Uykudan murad hasıl oldu! Yani?... Yani beklediğim rüyayı gördüm.

Atıf hoca doğrulmuş ve müdafasını karaladığı kağıtları elinde büzmüştür: Kainatın fahrini gördüm. Bana 'yanıma gelmek dururken ne diye müdafaa karalamakla uğruşayorsun' dedi. Ne diyorsun? Beni idam edecekler Allah'ın sevgilisine kavuşacağım.. Rüyanın sadık olduğuna hiç şüphem yok."

iskilipli atıf
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
‘Necip Fazıl için büyük adam tabiri bile az gelir’
‘Necip Fazıl için büyük adam tabiri bile az gelir’
Kudüs'teki yüzyıllık hesap
Kudüs'teki yüzyıllık hesap