Reklamı Geç

Liderlerin büyük özlemi: 'Başkanlık Sistemi'

Erbakan, Türkeş, Demi-rel, Özal, Yazıcıoğlu ve Gülek özellikle 1960 sonrası Türkiye’nin siyasi hayatında önemli rol oynamış liderlerdi. Her birinin hayali Türkiye’yi çift başlı yönetimden kurtararak başkanlık sistemine geçirmekti. Bunun için çalışmalar yaptırdılar. Başkanlık sistemini hayata geçirme imkânına kavuşamasalar da her biri düşüncelerini kitaplara yazarak, seçim beyannamelerine geçirerek, gazete sayfalarında yer almasını sağlayarak ve kameralara söyleyerek tarihe not düştüler. İşte ahirete irtihal etmiş meşhur siyasetçilerin başkanlık görüşleri.

Liderlerin büyük özlemi: 'Başkanlık Sistemi'
Liderlerin büyük özlemi: 'Başkanlık Sistemi' Haber Merkezi
Bu içerik 991 kez okundu.

REFERANDUM 16 NİSAN'DA

Türkiye 16 Nisan'da sandık başına gidecek ve Yeni Türkiye'nin yeni sistemi Cumhurbaşkanlığı yani ‘başkanlık sistemi'ni oylayacak. Ezici bir çoğunluğun ‘evet' demesi beklenen referanduma 44 gün kaldı. AK Parti ve MHP, ‘evet' kampanyası yürütürken, CHP'nin şemsiyesi altına giren, HDP, Vatan, Saadet, ÖDP gibi partiler ile FETÖ gibi çeşitli terör örgütleri de ‘hayır' hizbinde yer alıyor. İsim olarak çok ama etkinlik olarak oldukça zayıf kalan hayır güruhu etkileyici bir politika belirleyemedi. CHP'nin kampanyaya destek için Şili'den getirdiği reklamcı bile ‘evet' denilmesi gerektiğini söyledi.

MUSTAFA KEMAL VE İNÖNÜ BAŞBAKANLARI İLE GEÇİNEMEDİ

1920 sonrası Türk siyasi hayatının ilk 30 yılı tek parti yönetiminde geçti. Türkiye Büyük Millet Meclis'i reisi Mustafa Kemal Paşa, Cumhurbaşkanı olunca CHP'yi kurdu ve başına geçti. Ülkede tüm valiler, belediye başkanları, devlet memurları ve hatta Diyanet İşleri Reisi bile CHP'li olmak zorundaydı. Paşa, dilediğini başbakan tayin etti, dilediğini azletti. Mustafa Kemal Paşa 18 yıllık iktidarında 14, İnönü 12 yıllık iktidarında ise 9 hükümet değiştirdi. Her ikisi de atadığı başbakanlarla geçinemedi, kavga ettiler. Türkiye'nin 97 yıllık tarihinde 12 Cumhurbaşkanı geldi ama tam 70 hükümet kuruldu.

NE MİLLET NE DE YÖNETİCİLER MEMNUN

Türkiye son bir asrını Cumhurbaşkanı, Başbakan kavgaları ile tüketti. Biri ‘Mersin' dedi öbürü ‘Nisrem' söyledi. Han Yanya'da diğeri Fizan'a gitti. Halk iflas etti, ülkenin içi boşaltıldı. Durumdan ne millet memnundu ne yönetenler. Her kafadan bir ses çıkıyor, sonunda son kararı halkın seçtikleri değil başkalarının kement attığı sivil veya askeri bürokratlar veriyordu. Türkiye ezildi, büzüldü ve kaybetti. Şimdi Türkiye, ayağa kalkmak için çabalıyor. Ama eskiden olduğu gibi Türkiye'yi boğmak, hiç olmazsa kontrol altında tutmak isteyenler hem Yeni Türkiye'ye, hem de yeni sisteme itiraz ediyor.

YENİ SİSTEME LİDERLER NASIL BAKIYORDU?

1960 sonrası siyasi hayatın en renkli ve en güçlü isimleri Necmeddin Erbakan, Alpaslan Türkeş, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Muhsin Yazıcıoğlu Türkiye'nin kurtuluşunun başkanlık sisteminden geçtiğini söylemiş ve yazmıştı. Hatta Rockefeller'in Mustafa Kemal'e yazdığı mektupla milletvekili yapılan ve CHP'nin en uzun süre genel sekreterliğini, NATO Genel Sekreterliği ve BM adına Kore Savaşı'nda sivil yöneticilik yapmış olan daha da önemlisi FETÖ liderini keşfedip, kiliseyle, masonlukla, NATO gladyosu ve CIA ile tanıştıran Kasım Gülek bile Türkiye'nin kurtuluşunun başkanlık sisteminden geçtiğini söylemişti.  

ERBAKAN: REJİMİN GÜÇLENDİRİLMESİ İÇİN ‘EVET'

Biz her gün bir siyasi aktör ve liderin başkanlık sistemi ile ilgili görüşünü aktaracağız, ilk olarak da Cennet mekân Necmeddin Erbakan hoca ile başlıyoruz. Erbakan Hoca, 14., 15., 16., 19. ve 20. dönemlerde milletvekilliği, 26 Ocak 1974 - 17 Kasım 1974 arasında Ecevit hükümetinde, 31 Mart 1975 - 21 Haziran 1977 arasında Süleyman Demirel hükümetinde, 21 Temmuz 1977 - 5 Ocak 1978 arasında yine Süleyman Demirel hükümetinde Başbakan Yardımcılığı, 28 Haziran 1996 - 30 Haziran 1997 arasında ise koalisyon hükümetinde Başkanlık yapmış, Türkiye tarihinin belki de en etkili siyasi lideri idi. Büyük bir fidan eken hoca hep bağımsız ve güçlü bir Türkiye hayal etmiş ve bunun için yılmadan can siperâne çalışmıştı. 

BAŞKANLIK SİSTEMİ ERBAKAN'IN HAYALİYDİ

Hoca, mevcut düzenin değişmesi gerektiği ve tarihi tecrübelerden hareketle Türkiye'nin başkanlık sistemine geçmesi gerektiğini dile getiriyordu ve bunu seçim beyannamesine bile geçirmişti. Parti politikası olarak Cumhurbaşkanlığı sistemini en güçlü şekilde savunanlar arasında Necmeddin Erbakan ve liderliğini yaptığı partiler öne çıkmakla kalmıyor, 1960 sonrası siyasi hayatında bunu ilk zikreden kişi de hiç kuşkusuz Erbakan Hoca ve liderliğini yaptığı Milli Nizam Partisi ve Milli Selamet Partisi yani Milli Görüş'tü. Hoca bu ihtiyaç ve özlemini parti programlarına ve seçim beyannamelerine geçirmekle kalmamış seçim vaatleri arasına bile koymuştu.

HIZLI KALKINMA, VERİM VE KUDRET İÇİN ‘EVET'

Erbakan liderliğindeki dönemin Milli Nizam Partisi'nin 1969 tarihli parti programında başkanlık sistemi şu sözlerle savunuluyordu: “Daha hızlı kalkınmaya mecbur olan Türkiye'mizde devlet hizmetlerinin verimli, süratli ve kudretli yürütülebilmesi ve Anayasamızın bünyemize intibakı bakımından daha mütekâmil bir yapıya kavuşturulması ve tatbikattaki aksaklıkların giderilmesi için Başkanlık sisteminin getirilmesini zaruri görüyoruz.”

GÜÇLÜ BİR İCRA İÇİN ‘EVET'

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi gerektiğini o günlerde savunan Erbakan, parti programında şu ifadelere yer vermişti: “İcra organının daha kudretli olması ve süratli çalışabilmesi için Reisicumhurun tek dereceli olarak halk tarafından seçilmesi ve icraî organın düzenini BAŞKANLIK (Presindentielle) sistemine göre tanziminin yapılması gerekmektedir.”

ANTİ DEMOKRATİK TEHDİTLERE KARŞI ‘EVET'

MNP'den sonra yine Erbakan liderliğinde kurulan Milli Selamet Partisi'nin 1973 tarihli parti programında da başkanlık sistemi öne çıkıyordu. Erbakan başkanlık sistemini şu gerekçelerle öneriyordu: “Seçme ve seçilme hak ve hürriyetlerinin üzerine konulan anti demokratik tehditler kaldırılmalı milletvekili sayısı azaltılmalı, tek meclis sistemine dönülmeli, Devlet ve hükümet başkanlıkları birleştirilmeli ve BAŞKANI millet seçmeli. Referandum Millet vetosu ve halk teşebbüsü müessesleri kabul edilmelidir.”

MADDİ VE MANEVİ KALKINMA İÇİN ‘EVET'

Erbakan, Parti programından sonra 1973 tarihli seçim beyannamesinde de başkanlık sistemini savunuyordu: “Devletin Şekli: Milletimizin gaye edindiği büyük maddi ve manevi kalkınma hareketlerinde gereken süratin sağlanması için, devlet mekanizmasının ve teşrii organların milli azim, irade ve sürati tecelli ettirecek vasıfta olması şarttır. Devlet ve hükümet yönetiminin ağır işlemesi ve millet arzu ve iradesinden uzaklaşarak milletin kalkınma şevk ve azmini kıracak durumlara düşmesi bugüne kadar geçen kalkınma çabalarını randımansız bırakan sebeplerdendir.”

MİLLET DEVLET KAYNAŞMASI İÇİN ‘EVET'

Aynı seçim beyannamesinde bugün referanduma götürülen sistem şu sözlerle öneriliyordu: “Başkanlık sistemi getirilecektir. Devlet Başkanlığı olan Cumhurbaşkanlığı ile Hükümet Başkanlığı olan Başbakanlık birleştirilecek icraya kuvvet, sürat ve müesseriyet sağlanacaktır. Başkanı tek dereceli olarak millet seçecektir. Böylece millet devlet kaynaşması ve bütünleşmesi kendiliğinden doğacak ve Cumhurbaşkanı seçimi mevzuunda rejimimizi yıpratan iç ve dış spekülasyonlara imkan kalmayacaktır.”

MEVCUT SİSTEM SİYASİ HAYATI ÇEKİLMEZ HALE GETİRİYOR

Erbakan Hoca liderliğindeki hareket sistem değişikliği konusunda şunları da öneriyordu:  Senato tümüyle kaldırılacak, tek meclis sistemine gidilecektir.

Millî iradenin tecellisini kayıtlayan veya kısıtla yan ve bu vatanın evlâdını birbirine düşürerek siyasî hayatı çekilmez hale getiren parlamentonun seçimlerden sonra da ahenkli bir barış içerisinde çalışmasını engelleyen, verimini azaltan ve daha çok delege saltanatına yol açan seçim sistemlerini tasfiye etmeye ve karma liste imkânına geniş manada yer veren yeni bir seçim sistemi getirmeye kararlıyız.
Mühim meselelerde millet iradesini ve kontrolünü mümkün kılan referandum (halk oylaması), halk vetosu, halk teşebbüsü usullerini getirmek kararındayız.

Halk vetosu usulüyle milletimizin istemediği, buna rağmen milletten oy alarak Meclis'e giren milletvekillerinin oylarıyla kanunlaşan teklifler millet tarafından veto edilebilecektir. Halk teşebbüsü ile de vatandaş isteklerini seçtiği milletvekilleri kanun teklifi olarak Meclis'e getirmezse, bu hakkına istinaden bizzat kendisi kanun teklifi olarak Meclis'e getirilecektir.

Ceza davalarında jüri usulünün ihdası ile mahkemelerimizin millî arzu ve irade istikametinde icrayı adalet etmesinde kolaylık sağlamak emelindeyiz.

erbakan özal demirel yazıcıoğlu başkanlık sistemi
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
‘Necip Fazıl için büyük adam tabiri bile az gelir’
‘Necip Fazıl için büyük adam tabiri bile az gelir’
Kudüs'teki yüzyıllık hesap
Kudüs'teki yüzyıllık hesap